16 Eylül 1978

1957 tarihinde Viranşehir’de, ailesinin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Raci Ulutaş, çocukluğunu Viranşehir’de geçirdi. Viranşehir Lisesi’nin orta bölümünde okudu.

Okul hayatında göstermiş olduğu muvaffakiyet ve arkadaşlarıyla kurmuş olduğu ilişkileriyle, aldığı aile terbiyesiyle, örnek alınacak, imrenilecek bir çocuktu Raci Ulutaş…

Dokuz çocuklu bir ailenin çocuğu olması, elbette maddî güçlükler yaşamasına sebep oluyordu. Fakat O, kararlı biri olarak, ne bahasına olursa olsun okuyacaktı. Bunun için, belki eski kitaplarla okumak zorunda kalabilirdi, Fakat bu O’nu asla yıldıramazdı. Belki, çektiği bu zorluklar olmasaydı, ölümüne kadar uzanan; kısa ama muhteşem şiir hayatı da, bu kadar kusursuz olmayacaktı. Ve şiire, o sıralarda merhaba diyordu Racî Ulutaş…

Ortaokuldan mezun olduktan sonra, okul müdürünün isteği doğrultusunda, Akşehir Yatılı Erkek Öğretmen Okulu’na kaydoldu. İşte bu dönemde, arkadaşları ve gündemdeki konularla ilgili olarak şiirlerini yazmaya başladı. Bu döneme ait pek çok şiiri vardır. Bazen yakın arkadaşlarıyla ilgili, bazen okulun yemekhanesiyle ilgili (!..) şiirleri ilgi uyandırdı. “Mutfaktan Gelen Sesler” isimli şiiri, o denli beğenildi ki, okul yönetimi tarafından, uzun süre yemekhanenin camekânında, asılı tutuldu.

Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesi’nde, bir yıl süreyle, ilkokul öğretmenliği yaptı. Eğitimini ilerletmek ve bu sayede de büyük şehirlerde dini hizmetler yaparak, insanları hak yola davet edebilmek için, yeniden üniversite sınavlarına katılarak, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne girdi.

Tüm Türkiye’nin ve dolayısıyla okuduğu okulun, siyasi çalkantı içerisinde olması nedeniyle, annesi tarafından birinci sınıfın son günlerinde, okulu bırakması istenince, annesini kıramadı ve geri dönmeye karar verdi…

Geri dönüp de, yeniden öğretmenliğe müracaat ettiği sırada… 16 Eylül 1978 tarihinde… Öğlen saatlerinde, Gaziantep terminalinde…. Ramazan Bayramından sonra (altı gün oruçlarını tuttuğu için), o sırada oruçluydu. Öğle namazını kıldıktan sonra… Otobüse binerken şehid edildi Raci Ulutaş….

O, sevgi seli içinde büyüdüğü için daima etrafına sevgi yayardı. Büyük, küçük herkesin sevgi ve saygısmı kazanmıştı. Örnek bir kişiliğe sahipti. Dinine bağlı, büyüklerine son derece saygılıydı. Çocuklara aldığı küçük hediyelerle ve şirin sözlerle, İslam dinini sevdirirdi. Allah aşkım, kalplerine ilmek ilmek işleyip, gelecek nesli, şuurlu müslümanlar olarak yetiştirmeyi amaç edinmişti. Bilinçli bir müslümandı. Ve bunu da her zaman şiirlerine yansıtmıştı. O kadar ki, dini için canını fedâ etmeyi bile göze almıştı

50Raci Ulutaş…. O da, kahraman şehitlerdendi.

Dine karşı açılan tüm savaşlarda, manevî kılıcını kuşanarak, ilk saflarda yer alanlardandı. Tüm benliğini islamın ışığı ile aydınlatmış ve ömrünü islam yoluna adamıştı. Okuduğu kitaplar ve yaratılışının sırrı, ruhunda derin izler bırakıyordu. Hayatının gayesi, Allah’ın dini olan İslam dinini, bütün dünyaya yaymak ve tüm insanları bu konuda bilinçlendirmekti.

Kendisine takmış olduğu ismiyle; ‘Ahmet” Raci Ulutaş…. Kısa süren hayatında; uzun süren fakat şiir yaşamını olumlu yönde etkileyen gafletle savaşta, şehid edildi. Ama O halâ kalplerimizde yaşıyor ve yaşayacak..

Kaynak: Mehmet Ali Tekin – Şehitlerimiz

56Gaziantep Bir ramazan günü, Eminönü Meydanı’nda yürüyorum. Bir ara, cep telefonum çaldı. Telefonda selam vererek “Mehmet Ali Ağabey ben Hakan….. ” diyen, Bosna Gazimiz, Selam Gazetesi Reklam Müdürü Hakan Özayaz kardeşimdi. Yanında Şehid Recai Ulutaş’ın babası olduğunu ve bazı dökümanları vermek istediğini söyledi. Ben hemen “Yanlış hatırlamıyorsam, 1978 yılı şehidlerinden ve bizde herhangi bir bilgisi olmayan, bir şehidimiz” diye cevapladım ve hemen telefona vermesini söyledim. Şehidimizin babası, klasik doğu şivesiyle, kendisini tanıttı. Şehid oğlunun, fotoğraf ve bazı dökümanlarının olduğunu, bunun için bizi aradığını söyledi. Tesadüfe bakınız ki evi de, benim oturduğum yere yakın olduğunu söyleyince, hemen aynı akşam, kendisini teravih namazını müteakip ziyaret edeceğimi söyledim. Ve aynı akşam, verilen adrese gittim. Kapıyı, şehid kardeşimizin küçük biraderi açtı. Salona buyur etti. Bir iki dakika sonra da, muhterem babaları teşrif ettiler. Tabir-i caizse, nur yüzlü bir Müslüman. Şehid oğlu ile ilgili, çeşitli hatıralarından ve yazdığı şiirlerinden, saatlerce bahsetti. Kendisini dinlerken, şehidlerle ilgili olarak, bende zaman zaman bazı şeyler söyledim. Özellikle şehidlerin ölmediği hususunda, Metin Yüksel ve Şehid Selami Yurdan’ın açtığı çığırı dile getirdim. Şehid Recai Ulutaş’ın ablasının kızları, Selma Nur Asal ve Nuray Asal’ın, şehid dayıları hakkında hazırladıkları biyografi: 1957 tarihinde Viranşehir’de, ailesinin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Recai Ulutaş, çocukluğunu Viranşehir’de geçirdi. Viranşehir Lisesi’nin orta bölümünde okudu. Okul hayatında göstermiş olduğu muvaffakiyyet ve arkadaşlarıyla kurmuş olduğu ilişkileriyle, aldığı aile terbiyesiyle, örnek alınacak, imrenilecek bir çocuktu Raci Ulutaş… Dokuz çocuklu bir ailenin çocuğu olması, elbette maddî güçlükler yaşamasına sebep oluyordu. Fakat O, kararlı biri olarak, ne bahasına olursa olsun okuyacaktı. Bunun için, belki eski kitaplarla okumak zorunda kalabilirdi, Fakat bu O’nu asla yıldıramazdı. Belki, çektiği bu zorluklar olmasaydı, ölümüne kadar uzanan; kısa ama, muhteşem şiir hayatı da, bu kadar kusursuz olmayacaktı. Ve şiire, o sıralarda merhaba diyordu Raci Ulutaş… Orta okuldan mezun olduktan sonra, okul müdürünün isteği doğrultusunda, Akşehir Yatılı Erkek Öğretmen Okulu’na kaydoldu. İşte bu dönemde, arkadaşları ve gündemdeki konularla ilgili olarak şiirlerini yazmaya başladı. Bu döneme ait pek çok şiiri vardır. Bazen yakın arkadaşlarıyla ilgili, bazen okulun yemekhanesiyle ilgili (!..) şiirleri ilgi uyandırdı. “Mutfaktan Gelen Sesler” isimli şiiri, 52o denli beğenildi ki, okul yönetimi tarafından, uzun süre yemekhanenin camekânında, asılı tutuldu. Bu Şiirlerinden Kendi El Yazılarıyla İki Tanesi  Şanlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesi’nde, bir yıl süreyle, ilkokul öğretmenliği yaptı. Eğitimini ilerletmek ve bu sayede de büyük şehirlerde dini hizmetler yaparak, insanları hak yola davet edebilmek için, yeniden üniversite sınavlarına katılarak, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne girdi. Tüm Türkiye’nin ve dolayısıyla okuduğu okulun, siyasi çalkantı içerisinde olması nedeniyle, annesi tarafından birinci sınıfın son günlerinde, okulu bırakması istenince, annesini kıramadı ve geri dönmeye karar verdi… Geri dönüp de, yeniden öğretmenliğe müracaat ettiği sırada… 16 Eylül 1978 tarihinde… Öğlen saatlerinde, Gaziantep terminalinde…. Ramazan Bayramından sonra (altı gün oruçlarını tuttuğu için), o sırada oruçluydu. Öğle namazını kıldıktan sonra… Otobüse binerken şehid edildi Raci Ulutaş….  O, sevgi seli içinde büyüdüğü için daima etrafına sevgi yayardı. Büyük, küçük herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştı. Örnek bir kişiliğe sahipti. Dinine bağlı, büyüklerine son derece saygılıydı. Çocuklara aldığı küçük hediyelerle ve şirin sözlerle, İslam dinini sevdirirdi. Allah aşkını, kalplerine ilmek ilmek işleyip, gelecek nesli, şuurlu Müslümanlar olarak yetiştirmeyi amaç edinmişti. Bilinçli bir Müslümandı. Ve bunu da her zaman şiirlerine yansıtmıştı. O kadar ki, dini için canını fedâ etmeyi bile göze almıştı Raci Ulutaş…. O da, kahraman şehitlerdendi. Dine karşı açılan tüm savaşlarda, manevî kılıcını kuşanarak, ilk saflarda yer alanlardandı.51 Tüm benliğini islamın ışığı ile aydınlatmış ve ömrünü islam yoluna adamıştı. Okuduğu kitaplar ve yaratılışının sırrı, ruhunda derin izler bırakıyordu. Hayatının gayesi, Allah’ın dini olan İslam dinini, bütün dünyaya yaymak ve tüm insanları bu konuda bilinçlendirmekti. Kendisine takmış olduğu ismiyle; “Ahmet” Raci Ulutaş…. Kısa süren hayatında; uzun süren fakat şiir yaşamını olumlu yönde etkileyen gafletle savaşta, şehid edildi. Ama O halâ kalplerimizde yaşıyor ve yaşayacak. Yiğeni Kabri Başında Kuran Okuyor  ALLAH’IM İlhamına kapıldım ne mutlu bana, Beni yarattığın için, borçluyum sana, Canım feda olsun uğruna, Muhtacım nimetine, suyuna… Kalplerde çarpar Allah korkusu Yardımına muhtaçtır kainatın ordusu, Sevgiler var sana kalpler dolusu, Hikmetinle hareket eder, dereden akan su… Ödenmez ki, borcun ödeyeyim, Kısmet olacak mı, uğrunda öleyim? Nasib olacak mı, cennetine geleyim? Buyruğunu yapmaktır emelim. Kalû Belâ’dan İslamız, Yılmadık, yılmayız asla yılmayacağız Her zaman buyruğundayız, Sana şükürler İslamız…. 13 Haziran 1971-Raci Ulutaş Büyük Taarruz Ayakların biri dışarı, biri içeri Hucum emri verildi: Haydi ileriye! Bayraktar önde, arkasında komutan, Kimimiz koşarız, kimimiz uçaraktan… Savaş meydanındaki kılıç sesleri, Ya O… İlerideki düşmanın heybeti, Soldurmuştu benzimizi, Adeta korkutmaktaydı bizi… Barut kokusu çevreyi sarmıştı, Güneş batmış; karanlıklar bastırmıştı, Düşman kızmış köpürüyordu, Artık sararmıştık, ölümümüz yaklaşıyordu… Meğer çıkan ses, kılıçtan değil, kaşıktanmış. Yayılan koku, baruttan değil, mutfaktanmış. Budlı kral haykırmakta, Belki de sağ veziri fasülyeyi çağırmakta, Makarna siper almış, planlar kuruyor, Barbunya ise, savaşı bırakmış kaçıyor… Talih dönmüş zaferi kazandık, Fakat kükreyen Amerikalı peyniri yakalayamadık, Kabağın heybeti her halinden belliydi, Yoğurt gözü dönmüş bir deli gibiydi. Saltanat patatesin, hizmetçisi et’ti, Yine de mutfak ordusuna silahımız hükmetti…

Mehmet Ali Tekin