7 Ekim 1979

İstanbul 7 Ekim 1979 Pazar günü, Komünist militanlar tarafından silahlı saldırıya uğrayan, Akıncılar camiasında ve İmam Hatip Okulu Derneği’ndeki faaliyetleri İLE, İstanbul Sanayi Mahallesi’nin gözbebeği ve medarı iftiharı durumuna gelen, Mustafa Sevim kardeşimiz şehid edildi. Bilindiği gibi, Salih Kara ve Gültepe’de Necati Çakıcı aynı kızıl gurkalar tarafından, geçen yıl şehid edilmişti. Komünistlerin Sanayi Mahallesi, Çeliktepe ve Gültepe’deki estirdikleri terör havası ile Akıncıların silahlı saldırılara uğraması ve katillerin, elini kolunu sallayarak dolaşması karşısında, düzenin emniyet kuvvetlerinin ilgisizliği, bölgeyi adeta komünistlere terk ettiği izlenimi vermektedir. Fakat bütün bu yapılanlar, Müslümanları hiç bir zaman yıldıramaz. Aksine “tek bir kalp ve tek bir vucud” anlayışı içinde, küfre karşı mücadele azmini biler. Şehid Mustafa Sevim, 36 yaşında ve beş tane çocuk babası idi. Cenazesi 9 Ekim Salı günü, ikindi namazını müteakip, binlerce Müslüman’ın iştiraki ile kaldırıldı. Cenazede İstanbul Senatörü Ali Oğuz, İstanbul Milletvekili Fehmi Cumalıoğlu, İstanbul Akıncılar Reisi Dursun Özcan, birer konuşma yapmışlardır. Konuşmalarda “Şehid kanlarıyla, mücadelemizin daha da kuvvetlendiği belirtilmiş. Kan içicilerden, mutlaka hesap sorulacaktır.” demiştir. Daha sonra, tekbir sesleriyle kaldırılan cenaze, ebedi istirahatgâhına tevdi edilmiştir.

Şehid Mustafa Sevim Köyümüzden tarihe iz bırakan, birçok değerli insanımız yetişmiş ve örnek kişilikleri ile toplumda övgü ile anılır olmuşlardır. İşte bu kıymetli şahsiyetlerden birini daha, Şehit Mustafa Sevim’i tanıtarak, hayırla yâd ediyoruz. Değerli Köylümüz rahmetli şehidimiz Mustafa Sevim ( Nurettingil) hakkında, oğlu Selim Sevim ile yapılan Vera Dergisindeki röportajı istifadenize sunar, bu vesile ile değerli şehidimizin şefaatine nail olmayı temenni ederiz. Öncelikle Sizi Tanıyalım? – İsmim Selim Sevim. 1967, Erzincan doğumluyum. 3 çocuk babasıyım. Tophaneye 1989’da geldim. Şuan Özel bir okulun servis şoförüyüm. 20 senedir bu işle meşgulüm. Daha önceleri ise babamla birlikte, bir içecek firmasının bakkal, büfe vs. işyerlerine sipariş dağıtımını yapıyordum. Şehit Mustafa Sevim Kimdir? – Babam 1938 Erzincan doğumlu. 7 Ekim 1979 Pazar günü Şehit olmuştur. Biz altı kardeşiz. Babam Şehit edildiği zaman beşkardeştik. O sıralar annem, son kardeşime hamileydi. En küçük kardeşim, babamı göremedi. Onun ismini de bu sebepten dolayı “Mustafa” koydular. Babam Sanayi Mahallesi’nde dayılarımla beraber, meşrubat firmasında dağıtım işini yapıyordu. Daha sonra dayılarımın yanında ayrıldı.

Babanızın Kişilik Ve Genel Yapısından Bahsedebilir Misiniz?
– İslam’a karşı bir saldırı olduğu zaman, babamı tanıyamazdık. Konu İslam olunca, kafasına koyduğu her şeyi yapardı. Babamın, temel de aileden gelen İslami Bilgisi vardı. Amca ve dayı taraflarından, büyük akrabalarımızın hoca-hatip-molla vs. olmalarından dolayı, babamda genç yaşta bilinçli bir Müslüman ve şuurlu bir hayata sahipti. Babam yapı olarak, çok cömert bir insandı. Bu konuda babama hiç benzememişim(gülerek). Eli açık bir Müslüman’dı. Hiçbir zaman, mala tamah etmezdi. Şehit edildiğinde bize bırakabileceği hiçbir malı yoktu. Hatta çok ilginç! Herkes babamı, çalıştığı firmanın sahibi olarak bilirdi. İşçi olduğuna kimse inanmazdı. Ve eline geçeni, hemen hayır işlerinde dağıtırdı. Bizim kaldığımız evde, birçok insan yatılı olarak misafir kalıyordu. Özellikle uzakta oturan İmam hatip öğrencileri, bizim devamlı misafirimiz olurdu. Hatta o zamanlara ilişkin, bize bir kamyon dolusu sebze geldiğini bile hatırlarım. Haftanın birçok günü, evimizde sohbetler, dersler yapılırdı. O günlerde bizim evimizde sohbetlere katılan, çoğu genç şimdi hocalık yapıyor. Dayımın hanımı olan yengem de, bu konuda çok emek harcamıştır. Babam Eminönü’nde Timurtaş Hoca Efendi’nin sohbetlerine çok giderdi ve hoca efendiyi de çok severdi. Bazen beni de götürürdü, böyle sohbetlere.

100

Mustafa Sevim Amca’mızın Sanayi Mahallesi’nde ki İlk Yılları Nasıldı? Oradaki Atmosferden Bahseder Misiniz?
– Babam askerden sonra, gençlik yıllarında Sanayi Mahallesi’ne geliyor ve burada iş hayatına başlamış. O yıllarda zaten ülkenin her bir köşesinde, sağ-sol olayları doruğa ulaşmıştı. Bu olay Sanayi Mahallesi’nde de Muhafazakar-komünist kavgası şeklindeydi. Sanayi Mahallesi’nde o zamanlar genelde; Gümüşhane, Bayburt ve Sivas yörelerinden insanlar otururdu. Bu insanlar da, gerçek manada samimi, muhafazakar insanlardı. Babamın arkadaşlarının çoğu da Gümüşhaneliydi. Oradaki Gümüşhaneliler genelde inşaat işlerinde çalışırlardı ve çoğununda, kamyon ve dozer gibi araçları vardı. Mesela bu İmam hatip meselesinde, onlar çok ön ayak olmuştur. Babam orada bulunan araziye, 5 katlı bir İmam hatip dikme kararı aldı, fakat belediye izin vermedi. Tabi babam bu konuda kararlı ve kararından da asla dönmeyeceğini biliyorduk. Babam; ‘ben yaparım burayı’ dedi. Onlar da; ‘yapamazsın’ dediler. Ve belediye komple Sanayi Mahallesi’nde dizili duruyordu. Babam dozeri aldı ve bütün hepsinin üzerine sürdü ve onlarda karşısında duramadı. Ve İmam hatibin ilk temeline, böyle başladılar. Yani solculara bırakmadılar orayı. Ve çalışmayı başlattılar. Başlattılar ama, para yoktu tabi. Bu şekilde olunca, orada oturan bütün Müslümanlar ve onların yakınları, akrabaları, tanıdıkları gibi tüm çevrelerden, İmam hatip okulu için yardım amaçlı paralar gönderiliyordu. Ayrıca İmam hatibi yaparken, oradaki Merkez Camii’nin de aynı şekilde büyütülme çalışmasını yaptı. Yani mevcut camiyi daha büyük hale getirdi.

İmam Hatip Konusunu Biraz Anlatır Mısınız?

_DSC6214

– O zamanlarda fazla İmam hatip yoktu İstanbul da. Benim hatırladığım bir Sarıyer bir de Eyüp’te vardı. Babamda; niye burada da olmasın? diye İmam hatip okulunu açmak düşüncesiyle, işe koyuldu. Tabi arkadaşları ile bunun istişaresini yapmıştır, daha sonra ama nasıl bir karar çıktı tam olarak bilmiyorum. Oradaki esnaf arkadaşlarının da, inşaat sektöründe olması ve inşaat malzemesi tedariğinin kolay olması nedeniyle, imam hatibi yaparız diye karar alıyorlar ve başlıyorlar. İlk olarak tek katlı bir yer yapıyorlar ve şu an hala o yaptıkları yer duruyor. O zamanlar Gültepe Çeliktepe Mecidiyeköy gibi yerlerden talebeler geliyordu. Öğrenciler babama gelip; hocam durumumuz yok yardımcı ol gibi şeyler söylüyorlardı. Babamda bu konuda hemen yardımcı oluyordu. Ayrıca o zamanki esnaf arkadaşlarından da, Allah razı olsun! Çünkü onlarda desteklerini esirgemiyorlardı. Sonuçta babam, o kadar öğrencinin velisiydi. Zengin değildi ama, gerekli kaynağı bir şekilde buluyordu. Yani Gençler, Hedef Kitlesiydi! Peki Nasıl Kaynak Sağlıyordu? Ayrıca Gençler İçin Farklı Çalışmaları da Var Mıydı? – Kendi arkadaş camiası vardı. Yani Sanayi Mahallesi’nde Muhafazakarların olduğu tarafta yer alıyordu. O yıllarda Sanayi Mahallesi’nde çoğunlukla Muhafazakarlar ve azılı komünist sol gruplar vardı. Babam ve arkadaşları o sıralarda, çevrelerinde çok sayıda genç bulunduğu için, çalışmalarını da bu gençlere yönelik yaparlardı. Gençleri; dönemin bataklığından kurtarmak ve bilinçli bir nesil oluşturabilmek için, o bölgede bir İmam hatip okulu inşaa girişimine başlamışlardı.  Akıncılar ve İmam Hatip Okulu Derneği’nde çeşitli faaliyetlerde bulunurdu. Akıncılar Kulübü’nü kurup orada gençlere spor yapma imkânı da sağladılar. Babama herkes hoca derdi. Sakalı, cübbesi ve sarığı olduğundan dolayı, O’nu hoca zannederlerdi. Ama tam manada bir hocalığı yoktu. Bir ders verdiği yoktu. Ama yakınımızda bulunan Merkez Camii’ndeki Kuran dersleri için de, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırdı. Babam ağırlıklı olarak İmam hatip okulundaki talebeler ile ilgilenirdi. O zaman on sınıflı bir okuldu. Yaklaşık 150’ye yakın öğrencisi vardı. Hep fakir ailelerin çocuklarıydı bu talebeler. Mesela kayıt yaptırırken, hemen hemen 100’e yakın öğrencinin velisi babamdı. Bu öğrencilerin giderlerini babam karşılardı. Bunu da nasıl yapardı? Arkadaşları… Yani babamın Sanayi Mahallesi’nde büyük bir saygınlığı vardı. Sözü geçerdi. Kimin kapısını çalsa, ne kadar para lâzımsa geri çevrilmezdi ve bu şekilde ihtiyaçların teminini sağlardı. Örneğin şu an hâlâ hayatta olan zücaciyeci bir Ali ağabey vardır. Babam para isterdi, Ali ağabey yok derdi. Tamam derdi ama, babam da evine giderdi kapıyı vururdu. Çünkü para olduğunu biliyordu onda. “Yenge Ali ağabey şu kadar para istiyor, vermeniz gerekiyor” derdi. Babama da güvendikleri için, kadınlarda dâhil, çıkarıp parayı verirdi. Ondan sonra Ali ağabeye gelirdi derdi ki; “Ben evden parayı aldım, işimi hallettim, sana da hayırlı işler”. Ali ağabey de derdi ki; sen işini bilirsin hocam ben karışmam zaten derdi. Bu şekilde para konusunda da sıkıntı olmazdı. İmam hatip derneği, babama İmam hatibin büfesi ile caminin çay ocağının işletmesini verdiler. Geçimimizi bu şekilde sağlıyorduk. Gerçi büfedeyken bile, çoğu gariban talebeden ücret almazdı. Kimseyi geri çevirmiyordu.