23 Şubat 1979

metin1Müslüman gençliğin teşkilatlanması ve bilinçlenmesinde büyük rol oynayan Metin Yüksel genç yaşına rağmen İslamî hareket içerisinde kendini hissettiriyordu. Birçoklarının lafta kalan söylemlerinin gerçekleşmesi için çabalıyordu. O dönemde davaları uğrunda bir araya gelmiş birçok genç eylemden eyleme koşuyordu oysa Metin organize olmadan bir şey yapılamayacağının bilincindeydi. Bu amaçla İslamcı akımın en hareketli teşkilatı olan Akıncılar’ın Fatih temsilciliğini kurdu. O sırada henüz 19 yaşındaydı. Kendinden yaşça büyük arkadaşları onun teşkilatına girmeye tereddüt bile etmedi. Metin Yüksel tarafından kurulan Fatih Akıncıları kısa sürede yaptığı işlerle tüm İstanbul’da adından söz ettirmeye başladı

Akıncı Gençler düzenledikleri mitinglerde haksızlıkları haykırırken diğer taraftan yardıma muhtaç ailelere yakacak ve giyecek yardımında bulunma gibi hayır işleri tertipliyorlardı. Muhtaç ailelerin sağlık ihtiyaçlarıyla da ilgilenen Fatih Akıncıları sadece bir eylem teşkilatı değil, zorda kalanlara yardım elini uzatan bir dernek haline gelmişti. Metin Yüksel diğer arkadaşlarından farklı olarak dış dünyada ki İslami akımlarla yakından ilgileniyor bu konuda çeşitli toplantılar düzenliyordu. Filipinli Müslümanlar için yaptığı dayanışma gecesi bunun örneklerinden sadece birisidir. Metin Yüksel düzenledikleri eylemler için kendi eliyle çizdiği afişler de hazırlıyordu.

70’li yıllar karışık olduğu kadar da şiddetin yoğun yaşandığı dönemdi bütün insani yönlerine rağmen Fatih Akıncıları da o dönemin şiddetini hissediyordu. 80 öncesinin ruhunda vardı bir hareketlilik, bir eylem severlik gençler hiç boş durmuyor bir gün mitinglerin afişlerini yapıştırıyor, bir diğer gün duvarlara yazı yazıyorlardı. Okullarda doğru dürüst ders yapılmıyordu. Bilinmeyen nedenlerle her gün bir kahvehane taranıyor herkes bir taraf olmaya zorlanıyordu. Fatih Akıncıları tüm bu kargaşanın ortasında buluverdiler kendilerini ruhlarında yatan şey kavgaydı ama bunu kendileri istemedi birileri itti onları bu karmaşanın içine onlarda ses çıkarmadı. Daha 17’sinde 18’inde buldular kendilerini bu kavganın içinde…

metin2metin3Akıncılar Fatih’i kurtarılmış bölge ilan ettiler. Oysa Metin kurtarılmış bölge diye ilan edilen bu bölgede komünistler tarafından pusuya düşürülüp yaralanacaktı. Yıl 1977’di ve Metin o sırada sadece 19 yaşındaydı. Kısa sürede iyileşen Metin Yüksel tekrar hareketli ortamın içine attı kendini…

22 Şubat 1979 günü Metin Yüksel ve arkadaşları İzmir’de komünist işgali altındaki İran konsolosluğunu basıp konsolosluğu Müslümanlara teslim etmişti. İzmir’den dönen Metin Yüksel ve arkadaşları sabah vakti İstanbul’a ulaştılar. Tarih 23 Şubat 1979 günlerden Cumaydı. Derneklerinde bir müddet dinlenen Akıncılar Cuma Namazına gitmek için hazırlandılar. Ancak bir önceki gün Fatih’te yaşananlardan haberleri yoktu. Metin Yüksel’in şehadetinden bir gün önce Fatih’te hareketli saatler yaşanmıştı. Fatih Ülkücüleri adı verilen bir grup Akıncılardan bir genci ağır yaralamış birçok kişiyi de dövmüşlerdi.

Ülkücü-Akıncı kavgasından dolayı o gün Fatih çok gergindi. Buna rağmen Metin ve arkadaşları silahsız olarak camiye gittiler. O sırada 40 kişilik Ülkücü bir grup silahlı olarak camiye geldiler. Durumu fark eden arkadaşları Metin’i camiye girmeme hususunda uyardılar. Ancak Metin bu uyarılara aldırmayarak camiye girdi ve Cuma Namazı için cemaate katıldı. Namaz bittiğinde Metin ve arkadaşları caminin arka kapısından çıktılar. O sırada avlunun ortasında pusu kurmuş felaket beklemekteydi. Bu felaketten habersiz olarak avlu çıkışına doğru yürüyen Metin’in arkasından birinin seslendiği duyuldu. Metin’in karşısında eli silahlı caniler durmaktaydı ve Metin gayet başı dik bir şekilde onların karşısında duruyordu. Biraz sonra Ali Bilir ve İhsan Bal isimli Ülkü Ocaklarına üye şahıslar tarafından Metin’e ateş edilmeye başlandı. Bu arada diğer ülkücülerde Metin’in arkadaşlarına doğru ateş etmeye başladılar. Metin ikinci kurşundan sonra yere uzanıyor ve kelime-i şehadet getiriyordu. Bunu gören ülkücüler Metin Yüksel’in kafasına bir kurşun daha sıkıp Metin’i orada şehid ediyorlardı. Metin’in oluk gibi akan kanları, Fatih Camii’nin avlu taşlarını kıpkırmızı yapmıştı.

4.0.2Görgü şahitleri, hadiseden sonra Cuma’dan çıkan cemaati yanıltmak için, katillerin Allah-u Ekber diyerek kaçtıklarını belirtiyor.

Ne var ki al kanlara bulanan gencin Metin Yüksel olduğunu cami cemaat’ i anlayıncaya kadar katiller çoktan kaçıyorlar.

Maddileşen günümüz dünyasında, yüce idealler uğruna en aziz varlığını hiç çekinmeden veren Metin Yüksel günümüz Müslüman gençliğine verilecek en iyi örneklerden birisidir…

Rabbimiz Şehid Metin Yüksel’ i ve onun yolunda giden tüm mü’minleri Firdevs’inde buluştursun inşallah…

 ŞEHİD METİN YÜKSEL ve ŞEHADET YOLCULUĞU

EĞİTİMİ BABASINDAN ALDI

Hüsam bey Mahallesi’ndeki Akşemseddin İlkokulu’nda ilköğrenimini tamamlar. Daha sonra Sinanağa Mahallesi’ndeki Gelen Bevi Ortaokulu’na kaydolur. Bu arada babasından Kur’an-ı Kerim ve temel İslâmi bilgilerle alakalı dersler alır. Yüksel, ortaokul 2. sınıfa geldiğinde ortaokula devam etmek istemez ve okulunu bırakır.

FAKİR İNSANLARIN YARDIMINA KOŞARDI

Ortaokulu bıraktıktan sonra o dönem İslâmi camiada aktif olan teşkilatların çalışmalarına katılmaya başlar. Bir dönem MTTB’nin içinde bulunur. 1976 yılına gelindiğinde MTTB’deki çalışmalar Metin Yüksel’i tatmin etmez.

4.0.2EN AKTİF AKINCILAR TEŞKİLATI ÜYESİYDİ

O yıllarda yeni kurulmaya başlanan Akıncılar Teşkilatı’nın şube açma iznini alır ve bazı arkadaşlarıyla birlikte Fatih Akıncılar Teşkilatı’nı kurarlar. Fatih Akıncılar Teşkilatı kısa bir zamanda Türkiye’nin en aktif Akıncılar teşkilatı haline gelir. Metin ve arkadaşları bir taraftan siyasal çalışmalar yaparken, diğer
taraftan da birtakım sosyal faaliyetlerle uğraşırlar. Salı ve Perşembe günleri çevredeki yoksul ailelerin hasta çocuklarının muayene edilmeleri için Akıncılar teşkilatına doktorlar getirilir. Doktorların tavsiye ettiği ilaçlar çevredeki eczanelerden yardım olarak tedarik edilir ve bölgenin fakir insanlarına dağıtılır.

YA OLACAKSIN YA ÖLECEKSİN !

Fatih Akıncıları kısa bir zamanda yaptıkları sosyal çalışmalarla bölge halkının sevgisini kazanır. Fatih Akıncıları’nın bölgedeki etkinliklerinden rahatsız olan birtakım sol gruplar Darüşşafaka Lisesi ve Fatih İmam Hatip Lisesi’ndeki Akıncı öğrencileri rahatsız etmeye başlarlar. Metin Yüksel ve arkadaşları bu rahatsızlıkları engellemek için, rahatsız edilen öğrencileri korumaya alırlar. 26 Ekim 1977 günü Darüşşafaka Lisesi’nin önünde Metin Yüksel ve 3 arkadaşı 8 komünistin silahlı saldırısına uğrar. Metin Yüksel ikisi midesine, biri de dizine olmak üzere 3 kurşun yarası alır. Hemen Vakıf Gureba Hastanesi’ne kaldırılıp tedavisi yapılır. Metin Yüksel artık; davası uğruna yaralanmış bir gençtir. Bu olay Metin Yüksel’in çalışmalarının daha da artmasına neden olur.

metin5HER FAALİYETTE YÜKSEL HEP ÖNDE Fatih’teki çalışmalarını ülke geneline yayarak, Anadolu’daki Akıncılarla tecrübe ve bilgilerini paylaşır. Artık seminerler, mitingler, gösteriler Metin Yüksel’in bütün hayatını kapsar. Metin ve arkadaşları o dönem İslâmî kesimin etkin yayın organları olan Gölge, Akıncılar, Akıncı Güç, Sebil gibi dergilerin halka ulaşması için büyük çaba sarf ederler. Metin Yüksel yapılan her çalışmada hep en öndedir. Kendinden yaşça büyük pek çok Akıncı yapılan çalışmalarda Metin Yüksel’e tabi olurlar. Artık Metin Yüksel, Fatih’in efsane delikanlısıdır. Fatih denince dostlarının ve düşmanlarının aklına Metin Yüksel ismi gelir. Onun yiğitliği, fedakârlığı, davasına olan bağlılığı dilden dile dolaşır.
TEHDİTLER ARTIYOR Metin’in bu çalışmaları o dönem Fatih’de etkin olmak isteyen kavmiyetçileri rahatsız eder. Metin Yüksel birkaç defa kıstırılarak tehdit edilir. Metin bu tehditlere aldırmadan İslâmî çalışmalarını sürdürür. Metin’in çalışmalarını engelleyemeyen kavmiyetçiler, artık onu ortadan kaldırmaya karar verirler. Çünkü Metin, onların Fatih’e hâkim olmalarının önündeki en önemli engeldir.
CAMİ AVLUSUNDA SALDIRI !4.0.2

2 3 Şubat 1979 tarihinde Cuma namazı çıkışı Metin Yüksel Fatih Camii’nin avlusunda kavmiyetçilerin silahlı saldırısına uğrar. Daha sonra Eskişehir Cezaevi’nde tutuklu olan ve Metin Yüksel şehit olduğunda yanında bulunan Mehmet Ali Tekin’in anlatımından Metin Yüksel’in şahadetini dinleyelim:
“Bir kavmiyetçi, Cuma namazı çıkışı Metin’in arkasından 3 kere kısa aralıklarla ‘Metin dur!’ diye bağırdı. Üçüncü bağırmasının akabinde, iki eli de parkesinin cebinde olan Metin, sağ elini çıkarıp boş bir şekilde öne doğru uzatarak, ‘Gelin konuşalım’ dedi. Metin sözünü bitirir bitirmez, bu kavmiyetçi ve yanındaki arkadaşları silahlarını çekerek, ateş etmeye başladılar. Ben tam o anda caminin duvarına yakın olan iki büyük çınar ağacının arasına gelmiştim. Benim arkamda bulunan çınarların arasından çıkan iki kişi de bana, ‘Kaldır ellerini’ dediler. İki elim cebimde arkama döndüm. Ben arkama dönerken Metin’in, ileriye uzattığı sağ elini yüzüne doğru geriye çektiğini, sol bacağının da hafif büküldüğünü fark ettim. Arkama döndüğümde iki kişi ellerindeki tabancaları bana doğrultmuşlardı. Bu arada polisler bizim tarafımıza doğru ‘Teslim olun’ diyerek, koşmaya başladılar. Polisi gören kavmiyetçiler, beni bırakıp kaçtılar? Metin upuzun yerde yatıyordu. Metin’e doğru koşmaya başladım. Başından akan kanlar yerdeki karları kıpkırmızı yapmıştı. Başını kaldırıp yüzündeki kanları silmeye başladım. O sırada birkaç arkadaş daha geldi. Ben arkadaşlara ‘Çabuk taksi çağırın’ diye bağırdım. Yaralı olan Metin’i her birimiz kollarından ve ayaklarından tutarak kaldırıp, çıkış kapısına doğru götürmeye başladık. Metin çok ağır olduğu için, götürmekte zorlanıyorduk. Ben, yaraları daha da ağırlaşmasın diye ‘Durun sırtıma alayım’ dedim ve 4.0.2Metin’i sırtıma aldım. Avlu çıkış kapısına bir Murat taksi getirmişlerdi. Taksiciye ‘Hemen hangi hastane olursa olsun birine çek’ dedim.Metin’in yüzündeki kanları bir daha sildim. Alnının sağ tarafında bir kurşun yarası vardı. Kazağını belinden üst tarafına doğru sıyırdım. Göğsündeki kanları sildim. Sırtını sıyırarak, arkasına baktım. Kuyruk sokumuna yakın bir yerde, bir kurşun yarası daha vardı. Sağ elinden nabzını dinledim. Bir şey hissedemedim. Sonra kalbini dinlemek için kazağını sıyırdım. Kulağımı kalbine dayayınca kalbinin de atmadığını fark ettim. Taksideki diğer arkadaşa ‘Yahu ben bir şey duymuyorum. Heyecandan olabilir. Bir de sen dinlesene’ dedim. O arkadaş da dinledi ve bir şey hissetmediğini söyledi. Taksi Çapa ilk yardıma gelince hemen Metin’i sırtlayıp hasta yatağına yatırdım? Bir doktor göğsüne bastırıp, kulakçıkla kalbini dinliyordu. Bu arada doktorlar pantolonunun kesilip, Metin’in ameliyata alınması gerektiğini söylediler. Birden aklıma Metin’in ilk yaralandığında ameliyatı sırasında yaşadıkları ve daha sonra da bana anlattıkları geldi. İlk defa 1977 yılında komünistlerin tuzağına düşüp yaralandığı sırada Metin’i hastaneye götürüyorlar. Ameliyat etmek için doktorlar pantolonunu makasla kesip, ameliyata hazırlamak istemişler. Metin doktorların makasla pantolonunu kesmelerine müsaade etmez. Ameliyat yatağından kalkarak, yaralı olduğu halde pantolonunu çıkarıp yatağa uzanır. Doktorlara hitaben de, ‘Başka pantolonum yok. Onun için pantolonumu kesmenize izin veremem’ der. Ben bunları düşünerek pantolonunu çıkarırken 2 doktor daha geldi. Benim odadan çıkmamı istediler. Hastanenin başka bir yerinden ‘Metinim, Metinim’ diye feryat eden Yakup kardeşimizi, Metin Yüksel’in babası Sadreddin Hoca, teselli etmeye çalışıyordu. Ben bu manzaraya dayanamadım ve hastanenin dışına çıktım.”

4.0.2METİN HAKKA YÜRÜYOR…

Metin Yüksel 26 Şubat 1979 Pazar günü tekbirler eşliğinde Fatih Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verildi. Şehadetinin üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, Şehid Metin Yüksel gönüllerimizde yaşıyor. Metin Yüksel’i hiç görmemiş olmasına rağmen; onu seven gençler, mezarını devamlı olarak ziyaret ediyorlar. Ayrıca her yıl 23 Şubat günü birçok genç, Metin Yüksel’in şehit olduğu Fatih Camii avlusunda buluşarak, mezarına kadar yürüyorlar. Daha sonra Şehit Metin Yüksel’in mezarı başında Kur’an-ı Kerim okunup, yapılan hatimler ruhuna bağışlanıyor.~*~*~*~*~*~Vurulmuş alnından bre canan yerde yatıyor hain düşman vurmuş bre kahpe durmaz kaçıyor
Şehid Metin Yüksel bre canan rahat uyuyorİslam davasına bre canan binler doğuyor
vurulmuş alnından bre canan karda yatıyorırkçı faşist vurmuş bre kahpe durmaz kaçıyor

Molla Sadretti’nin mahdumuydu Doğunun ezilen çoçuğuydu Ey mücahit Metin Yüksel Bizlerin önderi siz Şehidler Metin yüksel ölmedin sen Ölmedin sen
Molla Sadrettin’in en yiğit oğlu Metinin ölmedi cennete doğdu Her Şehid bir adımdır zafere Her zafer bir umut kutlu yere Metin Yüksel ölmedin sen Ölmedin sen
Molla Sadrettin’in alnı secdede Metinin annesine şehadet müjde Ağla Müslümanım haline ağla İslam ülkesinde garip bu dava Metin Yüksel ölmedin sen Ölmedin sen

(Metin Yüksel’in Şehid olduğu yer)

4.0.2“ŞEHADET BİR ÇAĞRIDIR TÜM NESİLLERE VE ÇAĞLARA”

Böyle diyordu şehid Metin Yüksel… Çağları aydınlatacak yegane yolun ALLAH yolunda ölmek olduğunu haykırdı Fatih Camiinin avlusuna akan temiz kanlarıyla. O aşk ehliydi. Şehadete susamışlığı ve kendisinden sonra gelenlere emanet ettiği mücadele bilinci uğruna hayatını verdiği sevdasıydı…

Metin Yüksel, her zaman kardeşlerinin yardımına koşabilmek ve kardeşlerinin dertlerine derman olabilmek için çaba sarfediyordu. Hayatını İslam Ümmetininin dirilişine adamıştı. Mahalle mahalle, şehir şehir koşuyordu İslam’ı tebliğ edebilmek için.

“EN BÜYÜK İBADET HAKKI MÜDAFAA ETMEKTİR !”

Metin bir gün gençlerle ders yaparken diğer bir gün fakirlere yardım için koşuyordu. Bir gün mitingde en önde yürürken diğer bir gün Müslümanların izzetini korumak için İslama savaş açanlara karşı mücadele veriyordu.

İslam coğrafyasındaki olayları çok iyi takip edip, zulüm gören kardeşlerine destek için en önde haykırıyordu hakkı. Şehidlerin ardından imrenerek bakardı hep. ”Şehadet inkılabın habercisidir” diyordu. Cihadı kuşanıp, Şehadeti koymuştu dualarının başına.

“SINIRSIZ VE SINIFSIZ BİR İSLAM TOPLULUĞUNA DOĞRU !”

Daruşşafaka Lisesinin önünde kurşunlandığında Şehadet şerbetinin tadını hissetmişti… Koministlerin silahından çıkan üç kurşun vucuduna isabet etmişti. Davası için yaptığı faaliyetlerde hiç bir zaman korkmadı, geri durmadı, tereddüt etmedi Metin. Kafirlerin karşısında Uhud Dağı gibi Dimdik ayakta durdu. Mücadelesini hayatının sonuna kadar yılmadan, yorulmadan devam ettirdi. Geceleri kendi eliyle hazırladığı afişlerle Fatih’i süslerken, gündüzlerini de İslam Davasının daha çok insana ulaşması için çalışıyor, gençleri organize ediyor. Fatih Akıncılarının İyiliği Emreden ve Kötülüğü yasaklayan, eşsiz bir Kur’an nesli olması için elinden geleni yapıyordu. Hayatının hiç bir döneminde boş durmadı. O her zaman zulmün bu kadar yaygınlaştığı bir asırda Müslümanım diyen bir kimsenin boş durmasının mümkün olmadığını söylerdi. Arkadaşları bile onun bu azmi karşısında hayretlerini gizleyemiyorlardı.

Metin ağabeyimiz şehadeti arzuluyordu ve bu emeline kavuşmak için çok çalışması gerektiğinin farkındaydı. Resulullah’ın yasakladığı Kavmiyetçilik/Milliyetçilik davası güdenler ile yapılan bir çok kavgaya katılmıştı. Şehadetinden bir kaç gün önce gerçekleşen kavgada milliyetçilerin elindeki bütün silahları toplamıştı. Daha sonra bu silahları onlara geri vermişti.

Ve 23 Şubat 1979 Cuma…

Soğuk bir Şubat günü… Fatih camii avlusunda insanlar cuma namazı için hazırlık yaparken, Metin’de arkadaşlarıyla birlikte Camiin yakınındaki Vakıflar Yurdunda abdestini almış, arkadaşları ile birlikte Fatih Camiine doğru yola çıkıyordu. Silahını yanına almakla almamak arasında gitti geldi. Allahın evine ibadet amaçlı gittiğini düşündü ve silahını bıraktı.

Ağır adımlarla Fatih Camiine doğru yürüdü. İçinde tarif edemediği bir his, adını koyamadığı bir duygu vardı. Namazını kıldıktan sonra uzunca dua etti… Camiiden çıkmak için yavaş adımlarla kapıya yürüdü, ayakkabılarını aldı ve Unkapanı tarafındaki büyük kapıdan dışarı çıktı. Merdivenleri yavaş yavaş indi ve Malta tarafındaki kapıya yöneldi, bir kaç adım atmıştı ki Cami avlusu ”Metin” sesiyle titredi. Arkasını döndü ve sesin geldiği yöne doğru baktı. Bir el silah sesi duyuldu Cami avlusunda. Yere düşmeden evvel Tekbir getirdi Metin… Ve Allah’ın arzı bir kez daha hayatına imanına şahid tutan bir yiğidin haykırışıyla sarsıldı… Olduğu yere yığıldı Metin… Kalleşçe arkadan vurmayı şiar edinenler yere düşen Metin’in başına iki kurşun daha sıktılar… Bir karışıklık oldu avluda… Karışıklıktan istifade eden karanlık yüzlü katiller münafıkça bir tavırla tekbirler getirerek kaçtılar…

Dünyada kalanların telaşesine ve içinde bulundukları kaosa inat, Metin Allah’ın yalnızca şehidlere nasib ettiği bir iç huzur ile, özlemini çektiği şehadete kavuşuyor ve Rabbinin cennetlerine kanatlanıyordu… Tarih bir kez daha, Tevhid Mücadelesinin sancaktarlığını yapan yiğit bir gencin verdiği söze sadık kalışını kaydediyor ve O’nun mücadelesini kendinden sonra gelenlere emanet ediyordu…

Metin Cennete’e kanatlandı… İyi insanların onurlu ölümlerle Rablerine kavuşmalarının gerekliliğini hatırlatarak gitti… Açıkta kalan gözleri ile tamamlanmış, zafere ulaşmamış bir kavgayı bize emanet ederek gitti… Şehadetin ucuz olmadığını, Şehid olabilmek için ancak bir şehid gibi yaşamanın şart olduğunu öğreterek gitti… Gidişiyle de bir ders verdi bize… Ve kanı, filizlenmek için kanını bekleyen bir neslin toprağını bereketlendirdi…

O bizim öğretmenizdi… Karlı ve soğuk bir Şubat Günü, Fatih Camiinin avlusuna dökülen kanlarıyla bize son dersini verdi… Ve gitti…

29 sene geçti Metin Yüksel’in bir cemre gibi toprağa düşmesinin üzerinden… Ve bugün, yüzlerce Metin, tevhid sancağını dalgalandırmak için canlarını vermeye hazır olduklarını haykırmaktadırlar… Karanlığın dünyanın dört bir yanına yayıldığı 21.Asırda insanları İslam Medeniyetinin aydınlığına davet etmek için, Metin’in açtığı yolda kararlı adımlarla yürüyen binler vardır şimdi meydanlarda… Ve Ahzab 23’ün taptaze tefsiri ile bir kez daha sarsılır dünya…

“Mü’minlerden öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar ve şehid oldular…Kimileri de şehitlik beklemektedir… Onlar hiç bir surette sözlerini değiştirmemiştirler.” (Ahzab 23)