1 Mayıs 1979

Yıl 1979, aylardan Mayıs ve yine bir seçim çalışması dolayısıyla “ERBAKAN HOCA” Tokat’ta… Miting yapılacak. Biz Sivas “AKINCILARI” takviye güç olarak bir otobüs kiraladık ve ilk miting yeri olan Tokat’ın Artova ilçesine geldik. Orada yine o günlerde her zaman olduğu gibi “ÜLKÜCÜLERİN” tahrik ve ajitasyonları ile ufacık bir kıvılcım kocaman bir meydan savaşına dönüştü… Ve o kavgada Sivas’ın yiğit Akıncılarından İbrahim ÇALI kardeşimiz şehid edilmiştir.

Kaynak : V. İrfanoğlu

Artova’da kendilerine ‘Biz de Müslümanız’ diyen, ırkçı faşistler tarafından şehid edilen İbrahim Çalı’nın hunharca öldürülmesinden sonra; İslamcı kuruluşlar, bildiri yayınlayarak, katilleri protesto etmişlerdir. Akıncılar Derneği Genel başkanı Mehmet Güney, dün yaptığı yazılı açıklamada “Siyonizmin bir kolu olan Faşistlerin, Komünizme karşı gibi görünüp, aynı fitne mihrakları tarafından organize edildiği ve hedeflerinde, sadece Müslümanları yok etmek olduğunu herkes anlamaktadır.” demiştir.

Mehmet Güney’in açıklaması özetle şöyledir: “Akıncılar davası, ölümsüz bir davadır. Erdoğanlar, Metinler, İbrahimler şehid olsa bile, bu dava daha da hızlı yürür. Bir Erdoğan şehid edilir, bin Erdoğan dirilir. Münafıklar bir Metin’i şehid eder, ardından bin Metin dirilir. Bir İbrahim şehid edilir; Faşizm, Kapitalizm, Komünizm putlarını kırmak için, bin İbrahim dirilir. Yeni doğacak çocuklar, ellerinde İbrahim baltaları ile doğacak; Bedir ve Uhud şarkılarıyla büyüyeceklerdir. Şehidlerimizin kanları, damarlarımızda dolaşa dolaşa yeşeriyor. Dört günde Yusuf Akyıldız, Burhan Alkoç, Burhan Çimen ve İbrahim Çalı şehid edildiler. Onların hatırası, milletimize ışık tutacak ve hız katacaktır. Akıncılar, ölümsüz bir davanın diriliş erleridir.”

Kaynak: Yenidevir Gazetesi – 2 Mayıs 1979


3mayis1979milligazetehergunbirsehidHER GÜN BİR ŞEHİD

5 gün içinde, 4 şehid verdik.

Dile Kolay bu, 5 altın insan, hayata veda etti. Daha genel bir rakam vermek gerekirse; son 5 gün içerisinde (27 Nisan-1 Mayıs) arasında, 20’ye yakın kişi, hayatını kaybetti. Yaklaşık, İslam davası için, her gün bir şehid verdik. Ülkemizdeki farklı görüşteki kişiler arasında çıkan çatışmalarda ise, günde ortalama 4 kişi, hayatını kaybetti.

Ölenler de öldürülenler de, aynı vatanın çocukları. Ülkemiz üzerinde düşler kuran, bir takım emperyalist çevrelerin kışkırtmaları sonucu,  ellerinde silahlarla, köşe bucak öldürecek adam arayan çocuklarımız.

Solcular ve ırkçılar arasındaki kavgayı, sürekli körükleyenler var…

Milli Görüşçüleri, kan gölüne çekemeyince, ülkeyi kana bulamak için başlattıkları operasyonda, büyük ölçüde bu iki kamptan yararlanıyorlar…

Aynı temel felsefeden yola çıkarak; kimi işçi milliyetçiliği, kimi ırk milliyetçiliği yapan bu hasta kişiler, son günlerde, namlularını Milli Görüşçülere de çevirmeye başladılar…

Özellikle bu görev, ırkçı kesime verildi…

Hiçbir anarşist olaya karışmayan, silahsız kardeşlerimiz; köşe başlarında pusuya düşürülerek, arkası arkasına kurşunlanmaya başlandı..

Bu, barışın askerlerine, kurşun sıktıkları açık…

Niçin sıktıklarına gelince, bunda iki maksat güdülüyor ki, genç kardeşlerimiz bu maksatları bilip, onların tuzağına düşmemeli ve oyunlarını boşa çıkartmalıdırlar…

Birincisi, Milli Görüşçü kadroları da anarşinin içine çekerek, ülkeyi tam bir kan gölü hâline getirmek ve Milli Görüşçü kadroları bu bataklığa düşürerek, onların aslî görevlerini yapmalarını engellemek…

İkincisi, Türkiye’nin maddî ve manevî kalkınması, dışı karşı şahsiyet mücadelesi veren, Müslüman ülkelerle en ileri derecede işbirliği isteyen; Emperyalist güçlere karşı koyarak, batının uydusu olmak yerine, tarihteki güçlü yerini yeniden almak isteyen bu kadronun; ciddi ve belki de son birkaç asrın en büyük devrimini gerçekleştirerek; insanlığa hakkı, adaleti ve huzuru getirmeyi hedefleyen bu soylu hareketi, yozlaştırmak çabası, günlük-gündelik oyunlar… Basit heyecanlar ve maceralar içine çekerek,eritme operasyonu.. Sanmıyorum değil, kesin bu… Her iki tertiplerini de tuzaklarını da, defalarca denediler…  O zaman ne olduysa, şimdi de o olacaktır…

Sonunda, zafer inananların olacaktır…

Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın…

Kaynak : Milli Gazete – 3 Mayıs 1979