28 Ağustos 1978

1954 yılında Elazığ ili Ağın İlçesi Madanlı Köyü’nde doğdu. 1960’da ilk okula 6 yaşında girdi, 1964-65 öğretim yılında 11 yaşında bitirdi. 1965-67 yılları arasında iki yıl, Arapkir Kur’an Kursu’nda okudu. 1967-71 yıllan arasında da Malatya İmam Hatip Lisesi’nde orta tahsilini yaptı. 1972-74 yılları arasında, İzmir İmam Hatip Lisesi’nde okuyarak, lise tahsilini tamamladı. 1974-75 öğretim yılında üniversiteye hazırlandı. 1975-76 öğretim yılında, Bursa İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne girdi. Kısa zamanda Bursa gençliğini etrafına topladı. Anadolu’dan gelen öğrencilere ağabeylik yapardı.
Anarşinin en hızlı zamanında, solcuların kalesi kabul edilen Soğanlı Mahallesi’ne taşındı. Orada Zincirlikuyu Akıncılar Derneği’ni kurarak faaliyetine başladı. Solcular, O’nun kaldığı evin duvarlarına her gece sloganlar yazarken, O ise bunları önemsemezdi. “Kalplere iman yazmak lâzım, duvarlar onların olsun” derdi.
Alimlerle görüşüp konuşmayı severdi. Afganistan işgal edilince yandı, tutuştu. Oraya gidip cihad etmek istiyordu. Oysa buradaki hizmeti, oraya gitmesini geciktiriyordu. Emr-i bi’l ma’ruf görevini hiç bir zaman aksatmayan şehidimiz, bir Ramazan günü alenen içki içen, küfürlerle hayvan kesimi yapan bir kasaba, tebliğ görevini yaparken, gözü dönmüş kasap, elindeki bıçağı Ahmedimizin kalbine sapladı. Şehidimiz yazdığı notlarında sanki kendi geleceğinden söz ediyor gibiydi: “Bir gün kör bir kurşuna, serseri bir bıçağa

Ekran Resmi 2014-05-11 23.23.12

hedef olursa bu vücudum, biliniz ki inancımdan dolayıdır. Dünya için dünyada bir tek düşmanım yoktur. Bu yolda gelecek ölümü, hayatımın her anında, yanımda hissettim. Bir arkadaş bildiğim ölümü. Siz de ey kardeşlerim! Ölümle yan yana dolaşmaktan korkmayın.”
Şehidimiz Ahmet, İslam davasındaki kararlılığı şu cümlelerle vurguluyordu: “Allah’a bütün içtenliğimle yemin ediyorum ki, sizinde belirttiğiniz gibi, İslam adına mücadele etmeyi, hayatımın tek ve ilk meselesi kılmış insan, olmaya söz verdim “
Şehidimiz Ahmet Aktaş notlarının bir bölümünde İslam’ı şu yönüyle anlatıyordu: “İslam bir cemaat dinidir. Toplumları dünya ve ahirette saadetle donatmak için konulmuş emirlerle doludur. İslam, huzurlu olmanın garantisidir.”
Müslümanların o günkü yanlışlıklarını dile getiren paragrafında ise: “Müslümanlar bu günkü düzenin kurumlarını ıslah etmek suretiyle, kendi nizamını kurma mücadelesi verme yanlışlığından kurtulmalıdırlar” diyerek inkılâpçı çizgisini belirtiyordu.
Şehidimiz İslamcı gençliğin ve mücahidin sorumluğunu hatırlatırken de “Müslüman genç, cemiyetin İçinde, etrafına kurtuluş nurlan saçan bir cevher gibi olması, uranyum atomu gibi enerjisiyle geniş alanlara tesir etmesi gereklidir. Bulunduğu her müessesede varlığım, bir mücahide yakışır şekilde hissettirmelidir. Maddi zevklere sırt çevirmeyen kişi, mücahid olamaz” diyordu.
Şehidimiz Ahmet Aktaş, bir dönem notlarında kendisini sorgularken şunları zikreder: “Kimsesiz odalarda alıp ellerimin arasına başımı ağlasam, kendi halimle birlikte bütün insanların haline. Doyasıya ağlasam akan gözyaşlarımla yıkasam günahla kirlenen ellerimi, arınsam günahlarımdan, soyunsam benliğin en korkunç maskelerinden, bulsam özümü.”
Bu arada da ecelden de söz etmeden duramıyor şehidimiz: “Bu gün ecel geldi! Bir gün daha müsaade etmeleri için yalvardım. Ve sana bir gün daha bağışladılar. Şimdi sen o günde olduğunu farz et.”
Geçirdiği ömrünün kritiğini yaparken şunları kaleme almıştı: “Ömür yaş ve yıllarla sınırlansa ne olur ki, vazifenin bilincinde olmadıktan sonra, sınırsız ve sonsuz bir hayata gideceğini bilerek, geldiği dünyasını öbür yurduna hazırlık yapmadan gittikten sonra, dünyanın en uzun ömrüne sahip olsan ne olur sanki!”
O şimdi Emir Sultan Mezarlığı’nda, görevini yerine getirmenin mutluluğu içinde, bizlerin yolunu aydınlatıyor.
Sürdüreceğiz yolunu ey şehidimiz!

Müslüman Genç Dergisi Haziran 1991